Hazreti Peygamberi Daha Ne Kadar Üzeceğiz? « GÜNDOĞMUŞ HABER

mustafa ceceli mp3 indir - murat boz mp3 indir - sıla mp3 indir - koray avcı mp3 indir - hande yener mp3 indir

SON DAKİKA

ÇANAKKALE ZAFERİ

KÖŞE YAZILARI

ASAYİŞ, YEREL HABERLER

Hazreti Peygamberi Daha Ne Kadar Üzeceğiz?

Bu haber 06 Kasım 2017 - 0:13 'de eklendi ve 234 views kez görüntülendi.

Değerli Okurlarımız!
Muhammed ümmetinin en belirgin özelliği onu canından çok sevmesi ve ona dil uzatanlara karşı mücadele etmesi adı anıldığında saygıyla elini kalbinin üzerine getirerek yani ‘’Onun sevgisi her daim kalbimdedir’’diyerek saygı göstermesidir.Ama bütün bu özelliklere sahip Müslümanlar günümüzde Efendimiz(sav)’in dediğinin tersine hareket ederek onu üzmekte ve ruhunu incitmektedir.Bu makalemizde bunun nasıl olduğunu ele alalım istedik.
Bütün günahların ortak vasfı üzmek ve incitmektir. Dostu üzmek ise en büyük üzüntü kaynağıdır. Dostun tokadı daha acıtıcıdır, derler.
Rabbimizden sonra bizim en büyük dostumuz peygamber efendimizdir. O, âlemlere rahmet olarak gönderilmiş olmakla beraber ayrıca ümmetine de çok düşkündür. “Ben her mümine dünya ve ahirette bütün insanlardan daha yakınım.” (Buhari, Tefsir (Ahzâb), 1)
“Ben sizi ateşten korumak için belinizden (kemerinizden) tutup kurtarmaya çalışıyorum, siz ise kendinizi ateşe atmaya çalışıyorsunuz.” (Buhari, Rikâk, 26)
İnsanları hidayete kavuşturmak için hayatını, her şeyini ortaya koydu, bu uğurda her türlü eza-cefaya maruz kalan Hz. Peygamber, çölün ortasında esamisi okunmayan bedevi bir topluluktan, bütün dünyaya örnek medeni bir toplum meydana getirdi. Bu örnek toplum dünyanın her tarafına hakkı ve adaleti götürdü. Kur’an ifadesiyle “en hayırlı ümmet” rolünü oynadı. İyiliği emretti, kötülükten nehyetti. Bütün insanlığa önder ve şahit oldu.
Aradan zaman geçti, sonraki nesiller Allah ve Rasûlü¬nün kendilerine yüklediği misyonu unuttular, dünyalık hırsına düştüler. “Onlardan sonra yerlerine namazı terk eden ve şehevî arzularına uyan bir nesil geldi. İşte onlar, yakında azgınlıklarının cezasını göreceklerdir.” (Meryem, 59)
Allah “Müminler ancak kardeştirler, öyle ise kardeşlerinizin arasını bulun” (Hucurat, 10) “Onlar kafirlere karşı çok şiddetli, kendi aralarında ise çok merhametlidirler.” (Fetih, 29) buyurduğu halde birbirlerine düşman, düşmanlarına dost oldular. Tefrika ve fitne sebebiyle güçleri kayboldu. Dünyalık elde etme yarış ve savaşında dünyalıktan da oldular.
“Ümmetim, ümmetim” diye göz yaşı döken Hz. Peygamber, vahyin aydınlığında inşa ettiği bu ümmetin vefasızlığından elbette şikayetçi ve üzgündür. Onun bu şikayeti şöyle ifade ediliyor “Peygamber: Ey Rabbim! Doğrusu benim kavmim bu Kuran’a, terk edilmiş bir kitap muamelesi yaptı, der.” (Furkan, 30)
İslam âlemi bugün Hz. Peygamberi gücendirmenin cezasını çekiyor. Biz her ne kadar dillerimizle O’nu övsek de, gidişatımız ve tavırlarımızla O’na karşı duruyoruz. O, kardeş olunuz, diyor biz düşman oluyoruz. O, birlik olun diyor biz ise tefrikaya düşüyoruz. Bundan sonra kâfirler gibi bir birinizin boynunu vurmayın, diyor, biz ise birbirimizi öldürme yarışına giriyoruz.
Dün birbirlerini şaka yoluyla bile korkutmayan, kardeşlerini kendilerine tercih edenlere ne oldu da bugün birbirlerini öldürme yarışına girdiler. Özellikle son çeyrek asırdır İslam âleminin yaşadığı felaket her müslümanı derinden yaralamakta, Allah ve Rasûlünü gücendirmektedir. Taşıdıkları iç zaaflar, iktidar kavgaları, düşmanların şeytani tuzakları sebebiyle yaşanan terör olayları, kanlı harpler, iç çekişmelerin yol açtığı fakirlik ve felaket tabloları bu ümmete hiç yakışmayan tablolardır. Bunlar utanç tablolarıdır.
Mevlâ’nın İslam âlemine bahşettiği maddi ve manevi imkanlar herkese rahat bir şekilde yetecek olmasına rağmen, daha çok kazanma hırsı, bencillik, ırkçılık, mezhepçilik, taassup ve cehalet sebebiyle bu imkanlar heder edilmekte, dünyalık kavgası verenlere de yaramamaktadır. Korku ve endişe içinde yaşayan ister sarayda yaşasın isterse kulübede yaşasın fark etmez. Huzur içinde yaşamanın yolu dostluk, kardeşlik, birlik ve dostça paylaşmaktan geçer. Savaş ortamında, alevler arasında rahat ve huzurdan bahsedilemez.
Hz. Peygamber (sav)’in, korktuğu başına geldi. Zira o şöyle buyurmuştu: “Allah’a yemin ederim, sizler için fakirlikten korkmuyorum, fakat ben sizden öncekilerin önüne serildiği gibi dünyanın sizin önünüze serilmesinden, onların dünya için yarıştıkları gibi sizin de yarışmanızdan, dünyanın onları helak ettiği gibi sizi de helak etmesinden korkuyorum.” (Buhari, Rikak, 7. Müslim, Zühd, 6) Dünya malı ve zenginlik eğer Allah’ın gösterdiği istikamette kullanılmazsa, sonu kavga, helak ve yok oluş şeklinde neticelenir.
Günümüzde de bütün kavga ve didişmelerin sebebi bu aşırı dünyalık hırsı ve menfaat yarışıdır. Herkes yaptığı işe meşru bir kılıf giydirse de arka planda bu hırs yatmaktadır. Bu ümmet, Peygamberine sırt çevirip çıkmaz yollara saparak O’nu daha fazla üzmekten vaz geçmelidir. Aksi halde Mevlâ’nın şu tehdidiyle karşı karşıya kalırlar: “Allah’ın Rasûlünü üzenler için acı veren bir azap vardır.” (Tevbe, 61)
Değerli okuyucularımız Rabbim bizleri her daim Resulünün yolunda eylesin.Onu bizden şikayetçi eylemesin.Şefaatine nail eylesin.Başka bir sayıda buluşmak dileği ile Allah’a emanet olunuz. (Sinan ÇETİN Gündoğmuş İlçe Müftüsü)

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Sperrmüll Berlin